Tozlu Sayfalardaki Çevre

Çevre kavramı insanoğlunun var oluşu ile başlayıp günümüze kadar gelen bir olgudur. Yaşanan büyük olumsuzlar dolayısı ile dün başlayıp bugün devam eden bir olgu gibi görünmesine rağmen. Ve bilim adamları yıllar öncesinde bilimsel çalışmalarında çevre konusunu ele almışlardır.

Tarihin tozlu sayfalarına şöyle bir üflediğinizde asırlar öncesi kaynaklarda bile kendine yer edindiğini görebiliyorsunuz.  Günümüz çevre sorunları ile tabi ki karşılaştırılamaz geçmişte ki çevre kavramı ve sorunları ama uzun yıllar önce de insanlar bu sorunlar ile uğraşmışlardır.

Gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerde ve bizim ülkemizde çevrenin içinde bulunduğu durum özellikle 1960’ların sonu ile 1790’lerin başında günümüz manası ile sorun olarak gündeme alındı ve çözüm süreçleri başlatıldı. Fakat çevresel değerlerin bozulmasını, başka bir deyişle çevre sorunlarını, insanların yerleşme yerleri kurmaya başladıkları, uygarlıkların temellerinin atıldığı yılları kapsayan Neolitik Çağ’a kadar götürmek mümkündür.

Var olan doğa önceleri insan yaşamı için gerekli kaynakları ve ortamı sağlayabilir nitelikte iken diğer canlılara oranla daha hızla çoğalan insan nesli ile artık bu işlevini yerine getiremez olmuştur. O dönemlerde çevrenin bozulması ardından yenilenmeyi de getirdiği için değer yitimi, bozulma ve kirlenme gibi kavramlar söz konusu değildi. Düşünün ki Osmanlı Döneminde ele alınan en önemli çevre kirliliği evlerin atıksularının kullanım alanlarının dışına taşınması üzerinde idi. Daha eski dönemlere bakıldığında ise çevre kavramı ekolojik dengenin incelenmesi, bu dengenin içerisinde yer alan canlıların incelenmesi şeklinde olmuştur.

1960’lı yıllara kadar da bu çevreye dair yapılan bilimsel araştırmalar, çevre üzerine kayıt edilen notlar hep ekosistem içerisinde yer alan canlılar üzerinden ve sorun addedilemeyecek çevre problemleri üzerinden yürüdü. Ta ki insan nesli doğayı kendi ihtiyaçlarını karşılamak için gereğinden fazla ve geleceği düşünemeden kullanmaya başladığı yıllara kadar. Çevre tarihi ve bilimsel araştırmalarda bu nedenlerden ötürü 1960 öncesi ve sonrası olarak incelenir.

1960 yılları öncesine bakıldığında ilk tarihi kaynakları MÖ 300’lü yıllarda Aristo’nun hocası olan Teofrostus’tan kalan yazılar oluşturmaktadır.  

Çevre Biliminin Tarihi Süreci

Çevre bilimi, bugün değil asırlar öncesinde bilim adamlarının, araştırmacıların notları arasında kendine yer edinmiştir. Tabi günümüzde ki gibi büyük kirlilik sorunları çözümlerine ve nedenlerine yönelik yazılan kitaplar dolusu kadar değil de küçük problemler ya da araştırmalar olarak not edilmiştir.

Tarım ile uğraşan ilk toplumların tahılı uygun toprak ve iklim koşullarında yetiştirmeleri, zararlı böcekleri ve yılanları yiyen kuşlardan olan leyleklerin uğurlu sayılması ve hızla akan sularda insanların balık aramaları gibi konulan bu alanda ki bilim çalışmalarının başlıkları arasında yer almıştır.

60’lı yıllara kadar hem ülkemiz hem de dünya bu sorunları gündemlerinde tutarken 60 sonrası dünya büyük bir değişim içerisine girdi. İnsan nesli başını alıp gitmekte ona yetişmek isteyen ticari zekalar ve yönetimler ise gelecek kaygısız artan talepleri karşılamaya çalışmaktaydılar. 1960’lı yıllardan sonra değişen çevre sorunları çevre tarihini incelerken araştırmacıları 1960 öncesi ve sonrası dönemler şeklinde haklı bir ayrıştırmaya götürmüştür. Çünkü artık insanlar evsel atıksuların evin dışına nasıl taşınır, su da yaşayan canlıların çeşitliliği gibi konulardan çok nasıl sağlıklı nefes alabilir, beslenebilir veya su içebiliriz gibi konular ile meşgul olmaya başladılar.

1960 öncesi ve sonrası dönemlerde bu alanda yapılan araştırma başlıklarını okuduğunuz da ne demek istediğimizi daha net ortaya koyacağız gibi düşünüyoruz.

60 Öncesi Dönem

Yapılan incelemelere göre çevre biliminin tarihsel süreçte yerini alması MÖ 300’lü yıllara dayanmaktadır.  Bu yıllarda Aristo’nun hocası olan Teofrostus’tan kalan yazılar ekolojik tema taşıyan en eski yazılar olarak bilinmektedir. Yine Biyolojik Sınıflandırma Bilimi (Taksonomi)’nin kurucusu sayılan İsveçli Lineaus’un 1790 yılında bitkilerin büyümesine çevrenin etkisini inceleyen yazıları, Fransız bilim adamı Reaumur’un 1742’deki karıncalar üzerine gözlemleri ve Malthus’un 1798’de insan popülasyonu ile ilgili analizleri bu dönemin önemli örnekleri arasında sayılır. Ayrıca bu konuda Van Humboldt’un 1807’deki bitkilerin dağılım coğrafyası üzerindeki çalışmaları, Verhults’un 1838’deki ilk matematiksel popülasyon modelleri, Leibig’in 1840’daki gübre görevi yapan bazı kimyasal maddelerin bitki üretiminde sınırlayıcı etkileri üzerindeki çalışmaları, E. Forbes’in 1849’daki Ege Denizi’nde ki hayvan toplulukları üzerine çalışmaları, Cowles’in 1849’daki kıyısal bitki topluluklarındaki sıralı değişim üzerine çalışmaları, Spalding’in 1872’deki böceklerin içgüdüsel davranışları ve ekolojileri konusundaki çalışmaları, Mobius’un 1877’deki denizlerdeki tür toplulukları konusundaki araştırmaları çevre konusuna önemli katkılar sağlamıştır.

Ekoloji sözcüğü bilimsel olarak ilk defa 1866 yılında Ernst Haeckel tarafından “Zoolojik Türler ve Onları Çevreleyen Dünya Arasındaki İlişkilerin Bilimi” olarak kullanılmıştır. 1866 – 1960 yılları arasında daha birçok bilimsel çalışmaya konu olan çevre bilimi 1960 yılı sonrasında boyut değiştirmiştir.

60 sonrası yaşanan teknolojik gelişmeler çevrebilimini sadece ekoloji içerisinde yer alan canlı cansız varlıkları incelemekle kalmayıp, kirlilikler sonucunda yok olmaya, tükenmeye başlayan tüm alanların ilişkisini incelemeye başladı ki bunların arasında ülke ekonomilerine, sürdürülebilir kalkınmaya etkileri gibi konularda yer almaya başladı.

60 Sonrası Dönem

Kirlilik boyutlarının ve etkilerinin değişmesi ile birlikte bu alanda yapılan araştırmalarda da boyut değiştirmiştir. Dünyanın farklı noktalarında yer alan araştırmacılar, çevre koşullarının insanlık tarafından giderek kötüleştirildiğini ve bu şekilde sürmesi halinde yeryüzünün tüm varlıklar için yaşanamaz bir hal alacağını vurgulamaya başladılar. Yapılan incelemelerin yerini yoğun olarak deneysel ve matematiksel çalışmalar almaya başladı. Fakat bu gelişmede ekolojinin çalışma alanını laboratuvarlarla sınırlamıştır. Bu durum ise çevre araştırmalarında modelleme yöntemlerine yönlendirmiştir araştırmacıları.

Rachel Carson’un 1962’deki Silent Spring ve Paul Ehrlich’in 1968’deki Population Bomb adlı eserleri yaşanan değişimlerin ve gelişmelerin örnekleri arasında yer almaktadır. 1963 yılında ortaya konan Uluslararası Biyolojiksel Program, 10 yıl süren ve birçok ülkeden katılımcının hazırladığı bir çalışma başlatılmıştır. 1960’lardan sonra artan bir boyut kazanan yer kürenin kirlenmesi ile birlikte ekolojik dengesinin bozulması ve sadece ekonomik değil, doğal kaynaklarında tüm dünyanın ihtiyaçlarına yetişememesi büyümenin sınırları sorununu gündeme getirmiştir. 1968 yılında dünyanın çeşitli yerlerinde ki uzmanlar, UNESCO tarafından düzenlenen bir platformda bir araya gelerek, sürdürülebilir büyüme yönünde ilk adımı atmışlardır. 1969 yılında çevre kirliliği dahil kültürel, etnik ve doğal yapıdaki çeşitliliği korumada ses getirebilecek ilk kar gütmeyen gönüllü bir organizasyon olan Friends of The Earth kurulmuş ve aynı yıl dünyada ilk kez ABD’de, Ulusal Çevre Politikası Kanunu yürürlüğe girmiştir.

60 sonrasında büyüyen sorun ile birlikte ulusal ve uluslararası kuruluşlar açıldı. siyasi arenalarda yer verildi. Doğal kaynaklarımız ve doğal kaynak alt başlıkları alanlarında yeni projeler ve yaptırımlar uygulandı. Günümüzde ise küresel bazda tartışılan ve birlikte çalışmalar yapılan en büyük konular arasında yer almaya başladı.

İlk çağlardan itibaren bir şekilde var olan ve günümüzde büyük sorunlar arasında yer alan çevre kavramı ilerleyen yıllarda, asırlarda tarihin sayfalarında nasıl yer alır bilinmez ama gelecek nesillerimize güzel ve yaşanabilir bir çevre bırakmak adına hem kurum kuruluşlar hem de bireyler olarak birçok çalışma, yaptırım ve anlaşmalar yapılmaktadır. Bizlere kadar tarihin sayfalarında bir dönem masumane yer alan çevre ve bilimi bir dönemde giderek büyüyen ve sonrasında da önlem alınması gereken bir sorun olarak yer aldı.