OSMANLI’NIN HİCAZ’DA DENİZ SUYUNU ARITMA TESİSLERİ

Osmanlılar hakimiyetinde bulunduğu dönemlerde Hicaz’da Hac mevsiminde hacıların sayılarının da artması ile birlikte su sorunu ortaya çıkıyordu ve bu sorun günden güne artıyordu. Osmanlı Devleti yaşanan bu soruna ise deniz suyunu arıtarak kullanılmasını sağlama projesi ile çözüm buldu.

 Teknolojinin giderek ilerlediği modern toplumların tüm ihtiyaçlarını karşılayacak duruma geldiği günümüzde susuzluk sorunu gündemden düşmemektedir. Hem Türkiye’de hem de dünya ülkeleri kuraklık konusunda uyarılar yapmakta ve daha bilinçli kullanımlar için çağrılarda bulunmaktadır. Tatlı sularımızı korumak adına deniz sularını arıtarak kullanabilmek için çalışmalar ve projeler yapılmaktadır.

Günümüz artıma sistemleri teknolojilerinin atası olarak ise Osmanlı’nın Hicaz’da kurduğu deniz suyunu arıtma tesisleri sayılabilir. Üzerine ülkemizde çok fazla kaynak olmamasına rağmen yapılan araştırmalar bu projenin hayata geçtiğini ama tamamlanamadan Osmanlı’da yaşanan sorunlar nedeni ile son bulduğunu göstermektedir.

Osmanlı’nın Hicaz’da deniz suyunu arıtma tesisleri projesi ile ilgili araştırmalar yapan Ömer Faruk Yılmaz aynı adı verdiği kitabını meydana getirdi. Yılmaz, kitabında ise arıtma projesi ile ilgili, “
Osmanlılar devrinde Hicaz’ın su ihtiyacı, bilhassa hac mevsiminde hacıların sayılarının artması ile günden güne daha da sıkıntılı bir hal almıştır. Son zamanlarda dünyanın dört bir tarafından gelen hacıların su ihtiyacı gün be gün artmakta idi. Bunun yanında mevcut su kaynakları ise yeterli gelmiyordu. Bir taraftan Ayn-ı Zübeyde suyunun borularının daha genişleriyle değiştirilmesi sağlanmış, diğer taraftan da yeni menba sularının şehirlere getirilmesi sağlanmıştır. Ayn-ı Hanîn ve Ayn-ı Za’ferân suları da şehirlere sevk ediliyordu. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında Ayn-ı Hamîdî suyu da bu ihtiyaca mühim bir katkı sağlamıştır. Ayn-ı Hamîdî suyu Cidde ve Mekke’ye kadar götürülmüştür. Devlet su konusunda son olarak yeni bir icadı devreye soktu. Bu da su arıtma tesisleri projesiydi.” demiştir.

Osmanlı Devleti’nin son ve büyük hizmetleri arasında yer alan ve Medine’ye kadar ulaşan Hicaz demir yolunun yapılması ile merkez ile doğrudan bağlantılı olan Hicaz dönemin padişahı Sultan ikinci Abdulhamid Han tarafından da önemsenen bir vilayetti. İslam aleminin merkezlerinden biri olan bu vilayetin sorunları merkez tarından sürekli takip ediliyor ve çözüm yolları aranıyordu. Gerek yerli halkın gerekse hac zamanlarında gelenlerin su sıkıntısı çekmemesi için çeşitli tedbirler alınıyordu.

Hicaz da yaşanan su sorunu üzerine planlanan deniz suyunu arıtarak kullanma projesi üzerine bir Özcan F. Koçoğlu’nun yaptığı bir araştırma içeriğine göre de, su şebekesi ve kamu sağlığı ile şehir içi ulaşımının sağlanması için sürekli yatırım yapılıyordu. Yeniden düzenlenen suyolları ve çeşmeler faaliyete geçirildi. Zemzemle ilgili çalışmalar yapıldı. Mekke’nin en önemli su kaynağı olan Ayn-ı Zübeyde’ye 1524-1530 yılları arasında eklenen Ayn-ı Hanîn kanallarıyla Mekke ve Arafat bol suya kavuşturuldu. Mekke’nin su işleriyle ilgili son çalışma, Ayn-ı Zübeyde ve ona ilâve edilen Ayn-ı Za’ferân kanallarının tamiratı da dahil olmak üzere 5 Haziran 1883’te 82.168 altın harcanarak gerçekleştirildi.

Hazırladığı araştırma metni,

Hicaz’ın Su İhtiyacı

Çok eski asırlardan beri dünyanın hangi tarafında bir medeniyet eseri meydana getirilmiş ise orada su temini için pek çok çalışmalar ve büyük masraflar yapıldığı görülmüştür.

Nitekim, insanın hayatî ihtiyaçlarının başında su birinci sırada yer alır. Su bulunmayan yerde insanın yaşayamayacağı çok açıktır. Suyun hayatî ehemmiyetini anlamak için ne ilim ve fenne ne de yüksek bir zekâya ihtiyaç vardır.

Mekke-i Mükerreme’de rastlanan bazı izler de çok eski zamanlarda Hicaz bölgesinde su ihtiyacının giderilmesi için pek çok çalışmalar yapıldığını gösteriyor.

İslam’ın zuhurundan sonra bu maksat için hayli mesai sarf edilmiştir. İslâm eserlerinden olan Ayn-ı Zübeyde suyunun Mekke-i Mükerreme için temin ettiği faydalar pek büyük ise de bilhassa Osmanlı’nın son asrına girildiğinde ve hususiyle hac mevsiminde bütün ihtiyaçları karşılayamıyordu. Esasen Hicaz bölgesinin her tarafında suya ihtiyaç vardı. Cidde şehrinde su ihtiyacı her yerden daha fazla idi.

Hicaz’ın Osmanlı idaresine geçmesinden itibaren buraların su ihtiyacı için çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar, mevcut su yollarının tamir ve bakımları, yeni su kuyularının açılması, su sarnıçlarının tesis edilmesi, yakın veya uzak yerlerden su getirtilmesi ve son olarak da deniz suyunun arıtılması şeklinde olmuştur.

Deniz Suyunu Arıtma Tesisleri Kuruluyor

Hicaz’ın su ihtiyacı, bilhassa hac mevsiminde hacıların sayılarının artması ile günden güne daha da sıkıntılı bir hal almıştır. Son zamanlarda dünyanın dört bir tarafından gelen hacıların su ihtiyacı gün be gün artmakta idi. Bunun yanında mevcut su kaynakları ise yeterli gelmiyordu. Bir taraftan Ayn-ı Zübeyde suyunun borularının daha genişleriyle değiştirilmesi sağlanmış, diğer taraftan da yeni menba sularının şehirlere getirilmesi sağlanmıştı. Ayn-ı Hanîn ve Ayn-ı Za’ferân suları da şehirlere sevk ediliyordu. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Cidde ve Mekke’ye kadar götürülen Ayn-ı Hamîdî suyu da bu ihtiyacı büyük ölçüde karşılamıştı. Devlet su konusunda son olarak yeni bir icadı devreye soktu ki bu da su arıtma cihazlarıydı.

Dünyada deniz suyunun arıtılarak kullanılması 1850’li yıllardan itibaren başlamıştır. Osmanlı coğrafyasında bu şekilde su temini ihtiyacı en çok Hicaz bölgesi için gerekli idi. İlk çalışma 26 Receb 1311 (2 Şubat 1894) tarihinde yapılmış ve Cidde’de deniz suyunu arıtmak için bir istasyon kurulmuştur. Fakat bu istasyon ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiş ve yeni tesisler için birçok yeni çalışma yapılmıştır. Osmanlı Devleti Hicaz Sıhhiye İdaresi tarafından yeniden getirtilen ve Cidde ve Yenbu’da kurulan su arıtma cihazlarının o zamanki kapasiteleri günde yüz ilâ yüz elli ton arasında idi. Deniz suyunun içinden elektrik akımı geçirilerek, suyun damıtılması ile tatlı su elde ediliyordu.” şeklinde yer aldı dergide.

Kaynak: Özcan F.Koçoğlu
(Yedikıta Dergisi, 35.Sayı, Temmuz 2011)