Osmanlı Devleti'nde Çevre Hukuku

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

Osmanlı Araştırmaları Vakfı Başkanı

480 YILLIK ÇEVRE TEMİZLİĞİ NİZAMNÂMESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

I. ÇEVRE TEMİZLİĞİNİN ÖNEMİ

Günümüzde çevre temizliği ve bunun mantıkî bir sonucu olan çevre koruması üzerinde yeterince ilmi makalelerin ve eserlerin yazıldığı bir vâkı'adır. Her sene belli gün veya haftaların çevre temizliği ve koruması günü yahut haftası ilân edildiğini de hatırlarsanız, meselenin önemini daha da çok idrak edersiniz. Ve nihâyet çevre temizliğinin daha geniş kapsamlısı olan çevre koruması için müstakil bir müsteşârlığın kurulduğunu ve bir devlet bakanının bu işi tedvirle görevlendirildiğini gazetelerden okuyunca, kendi kendine bu icrâatın haklılığını tasdik edenler çoğunluktadır kanaâtindeyim. Bütün bu yapılanları takdir etmekle beraber şu iki hakikatın da unutulmamasını istiyorum:

Birincisi: Çevre temizliği ve korumasının hukukî mevzûâta konu teşkil edecek kadar önemli olduğunun farkına varılması, tesbitlerimize göre 20. asırdan öteye gitmemektedir. Yani fertlerin ve devletlerin bu mes'ele üzerinde önemle durmalarının tarihi yenidir. Çevre ile ilgili hukukî düzenlemenin Türkiye'deki tarihi, henüz iki veya üç senedir dersek, mesele daha iyi anlaşılır. Çevre temizliği ile alâkalı tedbirlerin tarihini de, bir asırdan öncesine götüremezsiniz.

İkincisi: Bu konuda tarihimizin nelere sahip olduğunun bilinmediği de bir hakikattır. “Temizlik dinin yarısıdır” düstûrunuhayâtlarının en önemli esası olarak kabûl eden ecdâdımız, İslâmiyet'e tam ma’nâsıyla sarıldıkları ve kudretli oldukları devirlerde, her konuda olduğu gibi, çevre temizliği ve koruması hususunda da, diğer milletlere örnek olmuşlardır. Biraz sonra zikredeceğimiz Nizam-nâme bunun müşahhas bir delilidir.

II- OSMANLI DEVLETİNDE ÇEVRE TEMİZLİĞİ VE 450 YILLIK ÇEVRE TEMİZLİĞİ NİZAMNÂMESİ

Osmanlı Devletinde, şehir, kaza ve köylerde, şehrin emniyet ve âsâyişini temin, maddî ve manevî temizliğini muhâfaza görevlerini üstlenen hususî memurlar vardır. Bunlara subaşı denmektedir. Köy ve kasabalardakine il subaşıları, diğer büyük merkezdekilerine ise şehir subaşıları denirdi. Bu memurlar, günümüzdeki zabıta, emniyet görevlileri ve kısmen de belediyecilerin vazifelerini ifa ederler ve kadıların emri altında çalışırlardı[1]. Osman Bey'in ilk tayin ettiği iki memurdan birinin subaşı olduğunu kaydedersek, Osmanlıların yerleşim merkezlerinin emniyet, âsâyiş, maddî ve manevî temizlik ve huzuruna ne kadar önem verdiklerini daha iyi anlarız.

Bizi asıl şaşırtan husus ise, Osmanlı Devleti'nin sadece yerleşim merkezlerinin çevre temizliği ve korumasıyla ilgilenmek üzere hususî bir memur tayin etmekle yetinmemesi, görevli memurun eline de, çevre temizliğini te'min için uygulaması gereken hukukî esasları belirleyen bir Nizamnâmeyi vermiş olmasıdır. Bu özel çevre temizliği görevlisinin adı, çöplük subaşısıdır ve çevre temizliği ile alâkalı Nizamnâme'nin ilki ise, bundan tam 450 sene önce yani 1539 yılında hazırlanmıştır. Elimizdeki iki çevre Temizliği Nizamnâmesinden sadece birisini bu yazımızda iktibâs edeceğiz[2].

Biraz sonra metnini zikredeceğimiz ve üslûbunun sade olması sebebiyle aynen aktaracağımız Nizamnâme'nin hükümlerini, elbetteki günümüzdeki çevre temizliği yahut konusuyla alâkalı hukukî düzenlemelerle kıyaslamak doğru değildir. Zira zemin ve zaman farklıdır. Yine de 450 sene önceki bu Nizamnâme'de günümüzde dahi tatbik edilebilecek hükümlerin bulunması, gerçekten dikkat çekicidir. Meselâ, evlerin ve dükkanların çevrelerinin temiz tutulması (Md.1); görülen pisliklerin o çevre halkına temizlettirilmesi (Md.2); hamam ve oteller gibi umumâ ait yerlerin temizliğine dikkat edilmesi (Md.3-4); çevreyi kirleten esnafın artık maddeleri ve pis sularını, tamamen boş yerlere ve şehir dışına taşımaları mecburiyeti (Md.6-7); en önemlisi de, arabacıların yani bugün de oto sahiplerinin arabalarını ev ve dükkanların önüne park etmemeleri ve mutlaka özel park yerlerinde durdurma mecburiyetleri (Md.10); bugün de muhtaç olduğumuz ve yürürlükte bulunan esaslardır.

Şimdi de Kanunî Sultan Süleyman devrinde Edirne çöplük subaşısına verilmek üzere hazırlanan Çevre Temizliği Yasaknâmesininmetnini ve orijinalini nakledeceğiz. Metin sade olduğundan aslını muhâfaza edeceğiz:

Edirne'nin Mahalleleri Ve Sokakları Ve Çarşılarının Temiz Etmesi İçün Nişan-ı Hümayun

Nişan-ı hümâyûn yazıla; şimdiki hâlde Dâr'üs-Saltanat'il-Aliyyeve'l-Hilâfet'is-SeniyyeMahrûse-i Edirne -Humiyet an'il-Beliyye-'nin mahallât ve çarşuların ve sokakların görübgözedüb temiz eylemek içün, dârende-i misâl-i bîmisâl ve râfi’-I tevkî’-i refî’-i ferhande-kâlAmr'ın maslahat-güzârlığınai'timâdolunmağın belde-i mezbûresubaşılığına tayin edüb işbu Yasaknâme-i hümâyûnumu verdim ve buyurdum ki;

1.Çağırdub ve yasak ede; minba'd hiç ehad evi yörelerin ve dükkânların nâ-pâktutmayub mezbele ve anın emsâlinden nesne vâki olmaya, olursa gidereler.

2. Mezkûr subaşı, bu bâbda kemâl-i ihtimâm üzere olubçarşularda ve mahallelerde dökülen mezbeleleri, kimin evine ve havlusuna yakın olursa anın döktüğü ma'lûmolıcakpâketdüre. “Biz etmedük” derler ise, edeni bulı-vereler, anun yasağı ana ola.

3. Ve kârbânsarayların mezbelelerin kârbânsaraycıyaçıkardub hâli yere iletdüre.

4. Ve hamamların çirgâbı yolları mezbeleler ile tutulmuş ola, kimin evine ve havlusuna ve haremine yakın olursa, ayırtlatduralar. “Biz etmedük” derlerse, edeni bulıvereler, ana pâketdüre.

5. Ve çirgâb yolu üzerine kademgâh yaptırmaya. Yaparlarsa şehir subaşısı (ma'rifetiyleref' ede). Şehir subaşısı dahi ana bu babdamu'âvin ola.

6. Ve câme-şûyların ve kan alıcıların kanların ve çirgâblarıntarîk-i âmmadökmekden men’ edüb hâli ve halvet yerlere iletdüre.

7. Ve boyacıların ve aşçıların ve başçıların ve semercilerin otların ve gübrelerin yol üstünde dökmekden tamam men’ ve yasak edüb hâli ve halvet yerlere iletdüre.

8. Ve yasak ede ki; arabacılar sığırların na'l-banddükkanındaaleflemeyüb evvelden kanda alefler ise, gerü anda alet ede. Eğer zarûret olursa, na'l-band dükkânlarında aleflemelü olursa, anlara pâketdüre. Ve mezbeleden ve sığırları tesinden ne olursa, hâricden ve hâli yerlere iletdüre.

9. Ve açık makbereleri yasak edüb ördüre. Ve at ve it ve kedi ve anın emsâlicîfe ve mekrûh olan nesneleri makâbir arasına bırakmakdan men’ ede; edenin hakkından gele.

10. Ve arabacılara yasak edüb öküzleri halkın evleri önünde ve havluları dibinde kondurmayub bağlatmayalar. Mâtekaddemden kona-geldükleri yere varub anda bağlayalar ve anda konalar. Ve kona-geldükleri yerde dahi gübreden ve mezbeleden ne ederlerse, hâlî mahallere iletübpâk edeler.

11. Ve hem onat vechile yasak ede ki; evlerde don yudukları sabun suyun yol üstüne saçmayalar ve dökmeyeler. Ve bu hususı dahi men'edübetdirmeyesin; edenin hakkından gele.

12. Dahi onat vechile görüb güzedübcîfeden ve sâir mezbeleden pâketdüre. Ve at ölüsin ve sâir davar cîfesin halk incindiği yerde kodurtmaya. Gereği gibi yasak edüb men’ eyleye. Her kim ki, eslemeyübtemerrüd ederlerse, ol cîfenin başın kesüb bırakan kimesnenin boynuna takup şehri teşhir edüb men' edeler. Eslemeyeni yazubbildüre.

13. Ve kapı halkından kimesne temerrüdetmeyüb ve yasağıma mâni' olmayalar, olurlarsa Dergâh-ı Mu'allâma arz oluna, hakkından geline. Ve kadı ve şehir subaşısı mezkûra mu'âvinolub ihmâl etmeyeler, şöyle bileler.

Fî Safer sene 946 (1539)”[3].

Netice olarak, İslâm'a sarıldığımız günlerde, medenî milletlere temizlik dersi verdiğimizin ve ilk çevre hukukuna ait metni bizim hazırladığımızın, yukarda nakledilen belge, canlı ve şanlı bir şâhididir.

[1]Pakalın, Tarih Deyimleri, III/259-2261; Cin/Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, I/234.

[2]BâyezidVeliyyüddinEf., No. 1970, Vrk. 101/a-102/b, 125/b-127/a.

[3]BâyezidVeliyyüddinEf., No. 1970, Vrk. 101/a-102/b, 125/b-127/a.