Çevre Ölçüm ve Analizlerinde Hava, Su, Toprak

Toprak, hava, su ve kirliliğe maruz kalan her kaynak, her madde teknolojik gelişmeler ile birlikte ölçülüp izlenebilir ve analiz edilebilir oldu.

Çevre laboratuvarları sektörünün geleceğimiz acısından en büyük katkıları arasında sayılabilir yapılan ölçümler ve analizler. Yaşanan teknolojik gelişmeler tüm yaşam şartlarında olduğu gibi doğaya verilen zararlar alanında da büyük değişikliklere yol açtı.

Çevre kirliliğini konuşmaya başladığımız Osmanlı Dönemi’nde kirlilik diye adlandırdığımız evsel atık suların -ki bunlar kimyasal anlamda temiz olan atıksulardı- yerini günümüzde kimyasal içerikleri çok yoğun olan hem evsel hem de sanayi kaynaklı atıksular almaya başladı. Bu şekilde çok büyük denilebilecek nitelikte şekil değiştiren kirliliklere karşı alınan önlemler de çok büyük nitelikte olmalıdır.

Nitelik ve niceliklerine göre kirliliklerin belirlenmesi ve önlem seçeneklerinin de bu doğrultuda belirlenmesi adına çevre ölçüm ve analiz laboratuvarları sektörü doğdu. Ki bu sektörü ve içeriğini bir önce ki sayımızda sizlerle paylaşmıştık. Bu sayımızda daha derin bakmak adına toprak, su ve hava kirlilikleri ve izleme çalışmalarını ele almaya çalıştık.

Hem ulusal bazda hem de uluslararası etkileri giderek artan kirlilikler yediklerimiz, içtiklerimiz ve aldığımız hava ile insan sağlığını etkilerken, yeni nesillerin de sağlıksız, daha zor şartlara ya da yokluğun içine doğmasına neden olabilecek. Dünyanın sonu denilen olgu meydana gelecek belki. Bunun önüne geçmek için ise kirlilikler, iklim değişiklikleri, küresel ısınma gibi son yıllarda çokça karşılaştığımız sorunlar ile mücadele başladı.

Çevresel problemlerle mücadelenin ilk maddeleri arasında yer alan bu sorunlar takip edilen hava, su ve toprak kirlilikleri ile yok edilmeye çalışılsa da hala günümüzde bu sorunların önüne geçilebilmiş değildir. Yapılan son Paris Anlaşması ile iklim değişikliklerinin önüne geçmek için anlaşmaya taraf olan ülkeler ülke sıcaklık değerlerinde ki artışlara sınırlamalar getirildi. Ne kadar başarılı olurlar, ne kadar anlaşma maddelerine göre hareket ederler bilinmez ama ülkemizde bunu başarabilmek için doğal kaynaklarda yaşanan kirlilikler takip edilerek değerlerin artması durumunda müdahale ederek başarmaya çalışılıyor.

Yapılan takipler ise hem devlet kanadıyla illere yerleştirilen ölçüm noktaları ile hem de özel sektör aracı ile gerçekleştirilmektedir. Çevre ölçüm ve analiz laboratuvarlarının kurum ve kuruluşlara yaptıkları ölçüm analiz sonuçları değerlendirilmesi sonuçlarına göre yaptırımlar uygulanırken, illerde yer alan hava, su ve toprak kalitesi ölçüm istasyonlarından gelen sonuçlara göre de ülke kirliliklerinin önüne geçmek için yeni politikalar belirlenmeye çalışılmaktadır.

Türkiye’nin Havası Kirli Mi?

Hava kirlilikleri evrensel boyut taşıdığı için artık hava kirlilikleri ile ilgili yapılan değerlendirmeleri ülke ya da il bazında sınırlandırmak çok yanlış olur. Ulusların kaliteli hava değerlerine sahip olabilmesi sadece kendi ülke sınırları içinde yer alan hava kirliliklerini değerlendirmekle gerçekleşmez. Kaliteli sonuçlar ve doğru adımlar için uluslararası anlamda kirlilikler takip edilmeli ve bu doğrultuda politikalar belirlenmelidir kanaatindeyiz.

Bir diğer nokta ise belirlenen politikalar, hava kirliliği politikaları ve kirlilik azaltmada ki gelişmeler konusunda bireysel bilgilendirmeler ve bilinçlendirmeler ile ilgili de doğru adımların atılmasıdır.

Ülkemizde hava kirliliği üzerinde pek çok tartışma yer almaktadır. Bazı kesim hava kirliliği yüksek oranlarda seyrediyor iddiasında bulunsa da yetkili makamlar bunun böyle olmadığı iddiasında. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı hava izleme raporları sürekli güncellenerek kamuoyu ile birebir paylaşılsa ve hava kirliliğiyle ilgili yapılan “Türkiye’nin havası kirli” yorumları yalanlansa da çevre alanında kurulan sivil toplum kuruluşları kirlilik boyutlarının açıklanan değerlerin üstünde olduğunu söylemektedir.

Türkiye’de ya da dünya üzerinde hava kirlilik değerleri ile ilgili birçok çalışma yapılmaktadır ve her geçen dün de gelişen, değişen teknoloji ile de geliştirilmektedir. Bu anlamda uzun yıllardır çalışmalar yapan bakanlık 81 ilde kurduğu 195 adet hava kalitesi ölçüm istasyonlarından gelen verilen anlık olarak yayınlanmaktadır. Bu gelişmeler yaşanan fikir ayrılıklarının önüne geçer mi bilinmez ama eğer ülkeler insanların sağlıklı çevre koşullarında yaşam ve çalışma hakları için çalışmaları önemsemezse milyonlar hasta olmaya ve insanlar erken yaşta ölmeye devam edeceklerdir.

Türkiye’de Hava Kalitesi İzleme Çalışmaları

Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri daha yüksek oranlarda olduğu ve uluslararası boyut taşıdığından dolayı hava kalitesi konusuna tüm dünya ülkeleri önem vermekte ve bu anlamda birlikte anlaşmalar imzalayarak çalışmalar yapmaktadırlar.

Hava kirliliği problemlerini çözmek, önlem almak ve bir yol belirlemek için hem uzamanlar hem de yetkili otoriteler kirleticileri ve kirlilikleri izleme ve analiz etmek konusuna odaklanmışlar. İzleme merkezleri, izleme çalışmaları ve özel sektör aracılığı ile hava kalitesi ölçümleri analizleri yapmaya başladılar. Böylece elde edilen değerler vasıtası ile daha doğru politikalar belirlenerek uygulanmaya ve insanlar üzerinde büyük etkiye sahip hava kirliliklerini sınır değerlerin altına çekmeye çalışıyorlar.

Türkiye’de hava kalitesi ile ilgili çalışmalar 1960’lı yıllarda “Ankara’nın Hava Kirliliği” olarak başladı. Daha sonra ki yıllarda ise hava kirliliğinin diğer kentlere de yayılması ile birlikte hem teknolojik çalışmalar hem de kirlilik üzerine yapılan araştırmalar hız kazanarak alan genişlemeye başladı.  1960’lı 70’li yıllarda büyük ölçüde kükürt dioksit ve duman ölçümü ile sınırlı olan portföy, bugün hava kirliliğinin ekonomisinden, emisyon faktörlerinin oluşturulmasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Hava kalitesini etkileyen emisyonlar evsel ısınma araçları, endüstri, taşıtlar gibi insan kaynakları olabileceği gibi bitki emisyonları, orman yangınları, volkan gibi doğal kaynaklar da olabilir. Söz konusu emisyonlar atmosfere doğrudan kirletici salabildiği gibi ilk safhada kirletici olmayan ama kimyasal süreçlerde rol aldığı için hava kalitesini ikincil olarak etkileyen kimyasallar da içerebilir.

Hava kirliliği konusu karışık ve kapsamlı bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Hava kirliliğini bütüncül bir yaklaşımla incelediğimizde karşımıza, kaynaklar ( oluşum, kimya, ölçüm, kontrol) atmosfer ( ölçüm, kimya, taşınım, dispersiyon ) ve etkiler ( sağlık, malzeme, görüş mesafesi, ekosistem) süreçleri çıkmaktadır. Bu süreçler değerlendirildikten sonra karşımıza hava kirlilikleri ile ilgili veriler çıkmaktadır.  Değerleri elde etmek için illere yerleştirilen hava kalitesi izleme cihazlarından alınan veriler kullanılmaktadır.

Tabi ki doğru sonuçları elde etmek o kadar kolay değil. Hele de bu kadar kompleks yapılarda. Sonra sınır değerlerin belirlenmesi konusunda da sıkıntılar yaşanmaktadır. Neye göre belirlendiği nasıl belirlendiği de ayrı bir soru olarak karşımıza çıkabiliyor. Ve kurulan izleme cihazlarının yerlerinin belirlenmesi, her noktaya kurulamaması da başka bir sorundur ölçüm analiz anlamında. Yine de bu anlamda yapılan çalışmalar bizce memnuniyet vericidir.

Hava kalitesi çalışmalarında bölgenin her noktasında ölçüm yapmak mümkün değildir. Ölçüm yapılmamış diğer yerlerdeki konsantrasyon değerlerinin belirlenmesinde hava kalitesi modelleri kullanılır. Modelin sınanması aşamasında hava kalitesi model tahminleri ile ölçüm verileri karşılaştırarak model performansı belirlenir. Ülkemiz de özellikle son zamanlarda üst düzey hava kalitesi modellemesi ile ilgili çeşitli projelerin yapılmaktadır.

Ölçüm değerlerinin, bölgenin hava kalitesi seviyesini temsil edici diğer verilerle karşılaştırılabilir ve mukayese edilebilir olması gerekir. Ölçüm yerlerinden elde edilen değerlerin bölgelerarası farkı da yansıtması istenir. Dolayısı ile yoğun, az yoğun ve yoğun olmayan kirlenmeye maruz kalan bölgeler önceden tek tek etüt edilmelidir. Ölçümlerle, nokta (sanayi), alan ( konutlar) ve mobil (taşıtlar) kaynaklarının her birinin veya tümünün bölgenin, hava kalitesi seviyesi üzerinde etkisi tespit edilmelidir.

Hava kirliliğinin çevre ve insan sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini önlemek veya azaltmak için hava kalitesi hedeflerini tanımlamak ve oluşturma, tanımlanmış metotları ve kriterleri esas alarak hava kalitesini değerlendirmek, hava kalitesinin iyi olduğu yerlerde mevcut durumu korumak ve diğer durumlarda iyileştirmek, hava kalitesi ile ilgili yeterli bilgi toplamak ve uyarı eşikleri aracılığı ile halkın bilgilendirilmesini sağlamak amacı ile “ Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği” yayınlanmıştır.

Türkiye Su Kirliliği İzleme Çalışmaları

Tarım alanlarında kontrolsüz kullanılan bitki, besin maddeleri ve yoğun bir şekilde kullanılan tarımsal ilaçların sulara karışması, evsel ve endüstriyel atıklarımız, hem kurulum maliyetlerinden ötürü hem de teknik anlamda kurulan arıtma tesislerinde yetersiz kalmamız, plansız kentleşme, aç kalma korkusundan dolayı kırsal halkın tamamen kente taşınması ve tarım alanlarının yok olması gibi nedenlerle en önemli doğal kaynağımız su yok olmak üzere.

Dünya üzerinde susuzluktan hayatının kaybeden insan sayısı yadsınamayacak rakamlara ulaşmış durumdadır. Uluslararası araştırmacıların açıkladığı rakamlar ise bu sorunun giderek arttığını göstermektedir. Ayrıca teknolojini ilerlemesiyle sudan faydalanma şekli ve oranlarında yaşanan artış, sulama suyu, enerji üretimi gibi pek çok amaç için geliştirilebilmesi, ülkelerin ekonomik kalkınmasında suyun vazgeçilmez bir yer edinmesinde büyük rol oynamıştır. Bu gibi nedenlerle ülkemiz gelecekte yaşanacak kuraklık sorununun önüne geçmek için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde “Su Kalitesi İzleme Çalışması” yürütmektedir. Yapılan çalışma her ne kadar önemli olsa da yeterliliği tartışılır. Hem bireysel olarak hem de ülke olarak doğal kaynakların yok oluşunu durdurma çalışmaları çerçevesinde kat etmemiz gereken çok uzun bir yol var gibi görünüyor.

Türkiye’de bugün için kişi başına düşen kullanılabilir su potansiyeli, yaklaşık 1 600 m3 /yıl civarındadır. Türkiye’nin kişi başına kullanılabilir su varlığı, diğer bazı ülkeler ve dünya ortalaması ile karşılaştırıldığında su zengini olmayan ülkeler arasında yer aldığı görülmektedir. 2025 yılında nüfusumuzun 80 milyona ulaşacağı tahmininden hareketle kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 2025 yılında 1 375 m3 /yıl olacağı söylenebilir. Mevcut büyüme hızı, su tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi faktörlerin etkisiyle, su kaynakları üzerine olabilecek baskıları tahmin etmek mümkündür. Bütün bu tahminler mevcut kaynakların geleceğe tahrip edilmeden aktarılması durumunda söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin gelecek nesillere sağlıklı ve yeterli su bırakabilmesi için kaynaklarını çok iyi koruyup, akılcı kullanması gerekmektedir.

Türkiye, su kaynakları bakımından fakir olan Ortadoğu bölgesinde yer almasına rağmen ülkemiz yaklaşık 10 yıl öncesinde su zengini kabul edilebilecek bir durumda idi. Günümüzde ise su sıkıntıları ile baş etmek zorunda olan bir ülke konumunda yer almaktadır. Ülkemizin bu konuma düşmesinin nedenleri arasında su yönetimindeki yanlışlar, uygulanan su politikaları, artan nüfusla birlikte tüm sektörlerde artan su talebi, küresel iklim değişikliği gibi nedenler gösterilmektedir.

Türkiye’de AB’ne uyum çalışmaları kapsamında, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ile ilgili önemli adımlar atılmaktadır. Bunlardan en önemlisi, AB tarafından kabul edilen Su Çerçeve Direktifinin (SÇD) ülke koşullarına adapte edilmesidir. SÇD’nin esaslarından biri de uluslararası entegre havza yönetimidir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce yürütülen su kalitesi izleme çalışmaları kapsamında 25 nehir havzası takip edilmektedir. Arazi çalışmaları, planlama, uygulama ve değerlendirme olarak dört başlık altında su kalitesi izleme çalışmaları yürütülmektedir.

Ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları  belirlemek için su kirliliği kontrolü yönetmeliği yayınlanmıştır. 

Bu Yönetmelik su ortamlarının kalite sınıflandırmaları ve kullanım amaçlarını, su kalitesinin korunmasına ilişkin planlama  esasları ve yasaklarını, atıksuların boşaltım ilkelerini ve boşaltım izni esaslarını, atıksu altyapı tesisleri ile ilgili esasları ve su kirliliğinin önlenmesi amacıyla yapılacak  izleme ve denetleme usul ve esaslarını kapsar.

Türkiye Toprak Kirliliği İzleme Çalışmaları

Ülke topraklarımız verimlilik açısından en verimli topraklar arasında yer almaktadır. Asırlardır birçok medeniyet yaşadığımız toprakların ürünleri ile beslenip bu topraklar üzerinde yaşamlarını idame ettirdiler. Birçok medeniyete çok rahatlıkla yaşamlarını sürdürebilecekleri ortamlar sunan bu topraklar günümüzde diğer doğal kaynaklarımız gibi yaşam savaşı vermektedir.

Bir zamanlar ihtiyacı kadarını toprağa eken ve elde eden ürünleri yaşamını sürdüren insanlara rağmen günümüzde doymak bilmeyen bir nesil yaşamaktadır. Neslimizin ihtiyaçlarına yetişmek üzere meydana gelen gelişmeler ise kullanılabilir tarım alanlarımızı yok ederken, geri kalanları da zehirliyor. Her geçen gün artan şehirleşme, sanayileşme ve ulaşım faaliyetleri verimli toprak alanlarımızı azaltıyor, aşırı gübreleme, ilaçlama ve atıklarımız ise topraklarımızı zehirliyor.

Alıcı ortam olarak toprağın kirlenmesinin önlenmesi, kirlenmenin mevcut olduğu veya olması muhtemel sahaları ve sektörleri tespit etmek, kirlenmiş toprakların ve sahaların temizlenmesi ve izlenmesi esaslarını sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde belirlemek amacı ile de “Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kilenmiş Sahalara Dair Yönetmelik” yayınlanmıştır.

Toprak kirliliği ile ilgili çalışmalar günümüz itibari ile çok azdır. Bu anlamda yapılacak çalışma sonuçlarına esas olacak veriler ve envanter çalışmaları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Söz konusu yönetmelikte yapılan değişikliğe istinaden çalışmalara 2015 yılının Haziran ayından itibaren başlanacaktır. İlk verilerin 2017 yılında yayımlanması planlanmaktadır.

Kirlenmiş alanların temizleme teknolojisi yerinde veya yerinden alarak olmak üzere uygulanabilmekte olup, kirlenmiş alanda sahada geçerli durum için, optimum temizleme koşulu bir veya birden fazla prosesin bir kombinasyonunu (biyolojik, kimyasal ve fiziksel) kirleticiyi yönetmeliklerde kabul edilir seviyeye getirebilmek belirlenmektedir. Temizleme yöntemleri arasında yıkama, ısıl işlemler, solidifikasyon/ stabilizasyon prosesleri uygulanmaktadır.